İskandinav Ulkelerinde Ne Var Ne Yok - İskandinavya Arama Kutusu

Avrupa Müslümanlaşıyor, entegrasyon zorlaşıyor, azınlık psikolojisi derinleşiyor - Avrupa'da Çokkültürlülük sorunu, Avrupa'da Yabancı düşmanlığı,

RECEP KARAGÖZ* / 1-12.2007 / Star Gazetesi


Avrupa giderek yaşlanıyor. Aldığı göçler ve nüfus artışının göçmenler lehine olması dolayısıyla da giderek Müslümanlaşıyor. Uzun yıllar Almanya’da yaşamış araştırmacı yazar Recep Karagöz, Avrupa’daki Müslüman göçmenlerin yaşadıkları sorunları, entegrasyon politikalarının göçmenler üzerindeki etkilerini, azınlık psikolojisinin yol açtığı davranış şekillerini ve özellikle Türkiye’nin Avrupa’daki Türklerle ilgili tutumunu yazdı.


AVRUPA kıtasının Müslümanlarla tanışma/karşılaşması erken yıllara dayanmaktadır. 20. yüzyılın ilk yarısında Hindistan-Pakistan’dan İngiltere’ye, Kuzey Afrika ülkelerinden Fransa’ya başta kolonyal ve muhtelif sebeplerden ötürü ve aynı yüzyılın ikinci yarısından sonra Türkiye’den Avrupa’nın ekonomik olarak kalkınmış ülkelerine yönlenen göç dalgası sonucunda Avrupa Müslüman toplumu meydana gelmiştir. Batı Avrupa ülkelerine Müslüman göçü evlilik, iltica vb. yollarla devam etmektedir.

Bugün Avrupa Müslüman toplumunu ve tarihini 20. yüzyılın ikinci yarısındaki salt iş gücü göçüyle birlikte başlatmak ve söz konusu göç sonucunda oluşan nüfustan ibaret saymak; yapılacak bütün tartışmaları, değerlendirmeleri yanlış yönlendirecek ve yanlış sonuçlar doğuracaktır. Süreci Endülüs ve Osmanlı’nın kıtada oluşturduğu İslam medeniyeti tarihiyle başlatmak; bugünün sorunlarına doğru, kalıcı ve sağlıklı çözümler üretmekte yardımcı olacaktır.

Yine Avrupa Müslüman toplumunun etnik ve kültürel dokusunun farklılıklardan oluştuğunu göz önünde bulundurmalıyız. Toplumu etnik açıdan salt Türklerden, Araplardan veya değişik etnik gruplardan müteşekkil olarak düşünmek, mezhebi farklılıkları yok saymak, göç etmiş olduğu coğrafyanın kültürel yapısını dikkate almamak da yanlış değerlendirmelere yol açacaktır.

Avrupa Müslüman toplumuna dair, Avrupa içinden ve dışından yazılı ve sözlü yapılan değerlendirmelerde, yukarıda üst başlık şeklinde vurgulamaya çalıştığımız görüşlerin hiç dikkate dahi alınmadığını gözlemliyoruz.

Dolayısıyla yapılan değerlendirmeler, çözüm noktasında ya bütünüyle yanlış veya içinde birçok eksiklik barındırıyor. Kasıtlı veya iyi niyetle üretilen bu yanlış veya içinde birçok eksiklik barındıran görüşler Avrupa Müslüman toplumunun önemli bir kesimini doğrudan etkilemektedir.

Yaşlı nüfus artıyor
Avrupa’da, Müslümanlar dışında kalan nüfusun artmadığı, tam tersi azaldığı, tüm resmi araştırmalarda ortaya çıkmaktadır. Bunun aksine Müslüman nüfusta ise azımsanamayacak bir çoğalma gözlemlenmektedir. Ayrıca, Avrupa nüfusu yaşlanmasına karşın gerek evlilik yoluyla gelenlerin genç olması ve gerekse doğum oranının yüksek olmasından dolayı Müslüman nüfus gençleşmektedir. Örneğin 80 milyon nüfuslu Almanya’da Müslümanların sayısı bugün itibarıyla 3,5 milyon civarında iken, yaklaşık 20 yıl sonra Almanya halkının yüzde 10’undan fazlası Müslümanlardan müteşekkil olacaktır.

Aynı yönde bir gelişmeyi birçok Avrupa ülkesine teşmil etmek, Avrupa Müslüman toplumunun demografik geleceğine ve bütün sorunlarına ilişkin değerlendirmelerde bize doğru bir bakış açısı kazandıracaktır.

Almanya, Fransa, İngiltere, Hollanda ve Belçika gibi merkezi ülkelerde yoğun olan Müslüman nüfusun yanı sıra Avrupa’nın Danimarka, Polonya, Portekiz, İspanya, Yunanistan gibi kenar ülkelerinde de azımsanamayacak oranda Müslüman nüfus bulunmaktadır.

Yeni katılımlarla birlikte ‘Avrupa Birleşik Devletleri’ndeki Müslümanların sayısı 20-25 milyon civarındadır. Avrupa Birleşik Devletleri’nde yerleşik Müslüman nüfus oranı tek başına birçok üye ülkenin yekûn nüfusundan daha fazladır. Hatta birden fazla üye ülke nüfusunu birleştirecek olsak dahi toplam Müslüman nüfus oranına ulaşamayacaktır. Başka bir açıdan; bir tek Avrupa ülkesinde yaşayan Müslüman nüfus oranının dahi birden fazla üye ülkenin nüfusuyla karşılaştırıldığında daha fazla olduğu görülecektir.

Konuyu anlaşılır kılmak için birkaç karşılaştırma verelim. Yeni katılımlarla birlikte Avrupa Birleşik Devletleri’ndeki genel Müslüman nüfusun 20-25 milyon civarında olduğuna yukarıda temas etmiştik. Üye ülkelerinden Hollanda 15.7, Belçika 10.2, Danimarka 5.3, Finlandiya 5.1, İrlanda 3.7, Lüksemburg 0.4 milyon genel nüfusa sahip. Adaylığı kesinleşen bazı ülkelerin genel nüfuslarına bakacak olursak: Litvanya 2.5, Slovakya 5.4, Malta 0.4, Slovenya 2 milyon.

Avrupa’daki genel Müslüman nüfus; Belçika ve Hollanda’nın toplam nüfusuna eşittir. Veya Lüksemburg, Danimarka, Finlandiya, Portekiz ve İrlanda’nın da toplam nüfusuna eşittir.

Çokkültürlülük sorunu
Avrupa Müslüman toplumun kültür yapısına dair çok şey yazılabilir. Avrupa’daki Müslümanlar dünyanın başka hiçbir bölgesinde bulunamayacak kadar birbirinden farklı bir yapıya sahiptirler. Avrupa’da; Türk, Arap, Fars, Arnavut, Boşnak gibi zaten Müslüman olanların yanı sıra Alman, Fransız, İngiliz, Flaman vb. etnik bir yapı mevcut. Etnik yapı kadar da birbirinden farklı diller var. Hanefi, Şafi, Şii, Maliki vb. mezhebi yapıyı bir arada görmeniz mümkün.

Değişik coğrafyaların değişik gelenek ve göreneklerini dar bir alanda müşahede etmeniz imkán dáhilinde. Yine değişik coğrafyaların kılık kıyafet, yemek ve içeceklerini, sanat faaliyetlerini, bu ve benzeri faaliyetlerde estetik anlayışlarını görmeniz de olası. Aynı mahallede, cadde veya sokakta Türklerin, Arapların, İranlıların cami, dernek veya kültür teşekküllerini bir arada bulmanız ve farklı mimari anlayışları görmeniz de mümkün..

Bütün bu, biri diğerinden farklı kültürel yapılanma; Avrupa Müslüman toplumunun, kimi zaman lehine kimi [çoğu] zaman da aleyhinedir. Birçok sorunun çözümsüzlüğünün arkasında söz konusu kültürel farklılığın doğru değerlendiril[e]memesi yatmaktadır. Müslümanlar, etnik, coğrafik, kültürel [dil, kılık-kıyafet, medeni ilişki vb.] farklılıkları birer dogma olmaktan çıkar[a]madıkları sürece sorunlar çözümsüz ve sürüncemede kalmaya devam edecektir.

Azınlık psikolojisi
1960 yılından itibaren Avrupa ülkelerine gelen göçmenlere ilişkin, 80’li yılların başlarına kadar sürdürülen tartışma, Müslüman göçmenlerin kalıcı olduğu neticesinin anlaşılmasının ardından yerini başka tartışmalara bırakmıştır.

Yeni tartışma, muhtelif uluslardan müteşekkil Müslümanların hangi kimlikle bu ülkelerde yaşam mücadelesi verecekleri noktasında odaklaşmaktadır. Avrupa ülkelerinde yerleşik düzene geçen Müslümanlar kendilerini çeşitli sosyolojik kavramlarla tanımlamaktadır.

Müslümanlar, kimliklerini mensubu oldukları ulusal menşeleri öne çıkararak ifade etmektedirler. ‘Batı Avrupa Türkleri’ gibi.

Ulusal bilinç yükselişte
Müslümanların sürekli ulusal menşelerine atıfta bulunmaları ve kimi zaman bunu esas kriter olarak öncelemelerinden ötürü, ortak bir tanım etrafında konsensüs sağlanamamıştır.

Bunun çeşitli nedenleri vardır: Sözgelimi, azınlık psikolojisi, Müslümanları ulusal kimliklerine sahip çıkmaya sevk etmektedir. Öte yandan Avrupa ülkeleri, özellikle Almanya, Müslümanların inançlarına, dillerine, kültürlerine, gelenek ve göreneklerine karşı önyargılı yaklaşmıştır. Irkçılık, ayrımcılık da Müslüman göçmenleri, ulusal kimliklerini daha bir sıkı sahiplenmeye sevk etmiştir.

Peki Avrupa’nın farklı ülkelerinde yaşayan Müslümanların sorunları aynı ya da benzer mi? Bu soruya tek başına evet veya hayır cevabı vermek doğru bir yaklaşım değildir. Zira farklı ülkelerde yaşayan Müslümanların ortak sorunu olduğu gibi her ne kadar Avrupa Birliği üyesi olsalar da farklı sorunları da bulunmaktadır. Sözgelimi bir ülkede İslam, resmi din olarak tanınmış olduğu hálde bir diğer ülkede İslam resmi din olarak tanınmamaktadır. Bir ülkede İslam din dersi resmi okullarda okutulurken diğerinde okutulmamaktadır.

Camiye gidenle gitmeyenin, dini yaşam tarzı háline getirenle getirmeyenlerin sorunlarını büyük çoğunluğu ortaktır.

Birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü kuşak göçmenlerin ve yerli Müslüman halkların farklı sorunları yanında ortak sorunları daha fazladır. Burada her bir kesimin ortak olan veya ortak olmayan sorunlarına ayrı ayrı değinmek yerine, Avrupa’da yaşanan kimi sorunlara kısa başlıklar halinde değinelim.

Yabancı düşmanlığı artıyor
Bütün Avrupa’yı etkisi altına alan ırkçı ve yabancı düşmanlığı dalgası Müslümanların karşılaştıkları en önemli sorunların başında gelmektedir. Özellikle 11 Eylül sonrasında, resmi ve sivil çevrelerce estirilen İslam eşittir terörizm havası, Avrupa’daki ırkçılık ve yabancı düşmanlığı dalgasını bütünüyle Müslümanların üzerine yöneltmiştir.

Avrupa Irkçılık ve Yabancı Düşmanlığını Gözetleme Merkezi’nin (EUMC) verilerine göre, Avrupa genelinde ırkçı ve yabancı düşmanı potansiyeli sürekli artış göstermektedir. Aynı araştırmaya göre, Avrupa’da her üç insandan biri kendini ‘ırkçı’ olarak nitelemektedir.

İlk hedef Müslümanlar
Avrupa’da yükselen ırkçılık dalgasıyla eşzamanlı olarak oluşturulan İslam karşıtı propagandalar, İkinci Dünya Savaşı öncesi Yahudilik karşıtı anti-semitizm hareketini hatırlatmaktadır. 2000’li yıllarda tekrar hortlayan ırkçılık canavarının birinci hedefi maalesef Avrupa’nın en büyük azınlığını oluşturan Batı Avrupa Müslüman toplumudur.

İslam’ın resmî din olarak tanınması, resmi okullarda İslam din derslerinin okutulması, İslam okullarının açılmasına müsaade edilmesi, üniversitelere [İslam] ilahiyat fakülteleri kurulması, İslam anaokullarının açılmasına izin verilmesi, başörtüsünün bütün eğitim birimlerinde ve kamu kurum ve kuruluşlarında serbest bırakılması, özgün mimari ile cami yapımına müsaade verilmesi, minare yapımına karşı çıkılmaması, ezan okunmasının serbest bırakılması, İngilizce, Fransızca, İtalyanca, İspanyolca, Rusça ve Latince gibi Batı dilleri yanı sıra Türkçe, Arapça, Urduca, Farsça gibi Müslüman göçmenlerin dillerinin eğitim programlarına dáhil edilmesi gibi istekler, Avrupa Müslüman toplumunun çözüm bekleyen ortak sorunlarının yalnızca bir kısmıdır.

Avrupa ülkeleri Müslümanların meselelerini çözmede isteksiz davranmaktadır. Bunun çeşitli nedenleri vardır. En önemli nedenler arasında; Müslümanların, bireysel ve kurumsal meseleleri giderildiği takdirde entegrasyonlarının [uyum] zorlaşacağı savıdır. Diğer bir ifadeyle, kimliksizleşmeleri imkánsız hale gelecektir. Avrupa’da sarf edilen uyum kavramının gerisinde yatan anlayış; farklı kültürleri buharlaştırıp Batı kültürünü toplumun bütün kesimlerine kabul ettirmek/dayatmaktır.

Sağ yönetimlerin tutumu katı
Orta Avrupa ülkeleri başta olmak üzere birçok üye ülkenin resmî mercileri tarafından Müslümanların meselelerinin çözüme kavuşturulamamasında, ülkedeki bütün Müslümanları temsil eden ‘muhatap’ bir ‘kurum’ bulunmayışı yatmaktadır. Meseleleri karşılıklı konuşup yetkili kılacakları tek bir muhatap bulamadıklarından sürekli yakınmaktadırlar.

İleri sürdükleri görüşlerinde elbette haklılık payı vardır. Eğitimde müfredatın hazırlanması, din dersi okutacak öğretmenlere yeterlilik belgesi verilmesi, ders araç ve gereçlerinin tespiti; cami giderleri, cemiyet giderleri için yasal olarak Müslümanlardan toplanacak vergilerin organizasyonu, herhangi bir dini sorunun cevaplanması vb. konularda yetkili bir kuruluşun bulunmayışı ciddi bir eksiklik olarak ortadadır. Avrupa ülkelerinde resmi mercilere, bütün Müslümanları temsil eden muhatap bir kuruluşun bulunmayışı, Müslümanların en önemli eksikliğidir. Muhatap bir kuruluş meydana getirilemediği sürece sorunların çözümsüzlüğü konusunda topu sürekli resmi mercilere atmanın doğru olmadığı aşikárdır. Sorunların çözümsüzlüğü Avrupa devletlerinin kendilerine yönelik asimilasyon politikalarını kolaylaştırmaktadır.

Batı Avrupa Müslüman toplumunun sorunlarına gerek Avrupa hükümetleri ve gerekse Türkiye Cumhuriyeti mevcut ve geçmiş hükümetlerinin, çözüm üretemediği ortadadır. Bu temel gerçekten hareketle Batı Avrupa Müslüman toplumu kendi çözüm önerilerini üretmek zorundadır. Bunun öncelikli sorumluluğu da, yeni kuşak üniversitelilerin üzerindedir.

Avrupa Müslümanları
Avrupa ülkelerine göç yoluyla gelmiş bulunan ve uzun yıllardır bu ülkelerde kalıcı olarak yerleşmiş olan Müslümanların siyasete ilgisiz kaldıkları görülecektir. Bunda, yukarıda temas ettiğimiz etkenlerin yanı sıra başka faktörler de rol oynamıştır.

Siyasete ilgisiz kalış, siyasal sistemlerin karar alma süreçlerinde Müslümanları etkisiz kılmıştır. Müslümanlar yönetimde görev alarak siyaseti yönlendirme misyonuna da uzak durmuşlardır. Hal böyle olunca, yapılan itirazlar cami veya derneklerin dışına taşarak siyasal platformlara taşınamamıştır.

Müslümanlar, Avrupa düşüncesine hákim olan modernizmin ve sekülerizmin potasında erimemelidir. Modernizm her tür gelenek, görenek gibi kültürel değerleri ahtapot gibi sararak boğmak istemektedir. Oysa Müslümanların, bırakınız bu değerlerden vazgeçmeyi, Avrupa toplumlarına da bu değerleri kazandırması gerekmektedir. Bunlar Avrupalı Müslüman kimliği olgusu içinde de yer bulmalıdırlar. Ve bunlar, Avrupalı Müslümanları diğer toplumlardan ayırıcı, seçici özellikler olmalıdır.

Kimlik buhranını aşmış Müslümanlar Avrupa medeniyeti için bir kazanım olduğu kadar dünya Müslümanları için de bir kazanım olacaktır. Avrupalı Müslümanlar, Batı medeniyetine kaybettikleri ruhu yeniden kazandırabilirler ve İslam medeniyetine de yeni açılımlar sağlayabilirler.

Bunlara da bak

Norveç'ten Haberler

Norveç’te 40-50 kişilik bir Çeçen grubunun, bir mülteci merkezindeki Kürtlere saldırması sonucu 23 kişinin yaralandığı belirtildi.Yetkililer, pala ve çelik sopalar kuşanmış Çeçenlerin, başkent Oslo’nun güneyindeki Oestfold’daki merkeze saldırdığını, ciddi şekilde yaralanan olmadığını, ancak 23 kişinin hastaneye kaldırıldığını kaydetti devamı>>

Danimarka'dan Haberler

Zorlaştırılmış ilk Vatandaşlık sınavının sonuçları açıklandı. Her dört kişinden üçü sınavı geçmeyi başaramadı. Soruların oldukça zor ve saçma olduğunu iddia eden pek çok dil okulu sınavının iptal edilmesinin en iyi yol olacağını savunuyor. Başvuru ücretinin 600 kron olduğu sınava 5 bin 500'den fazla kişi katılmıştı. Devamı >>

İsveç'ten Haberler

Müslüman kadınlara İslam kurallarına uygun biçimde örtünerek denize - havuza girme olanağı veren Burkini, İsveç yüzme havuzlarında kiraya verilmeye başlandı. Sadece yüzü, elleri ve ayakları açıkta bırakan polyester giysi olan Burkini, yüzme dersinde Müslüman bayan öğrenciler tarafından da tercih ediliyor. devamı >>

Finlandiya'dan Haberler

Reader's Digest adlı Amerikan dergisinin yaptığı araştırmaya göre, soğuk Kuzey ülkeleri yeryüzünün en yeşil yerleri ve bunlardan Finlandiya yaşanacak için en iyi ülke. Derginin dünyanın en yeşil, en yaşanabilir ülkeler ve şehirleri araştırmasında, ilk beşi, sırasıyla ... devamı >>

Bir İskandinavya Fotografı

Bir İskandinavya Fotografı
Hameenlinna'dan kış manzarası.. (Finlandiya)